19 Mayıs 2015 Salı

AKP ve CHP seçmeninden HDP’ye yönelim

AKP ve CHP seçmeninden HDP’ye yönelim
Necati ABAY
Pek çok Avrupa ülkesinde 8 Mayıs’ta start alan, 31 Mayıs’ta sonlanacak 24 günlük oy verme sürecinin yarısını geride bıraktık.
Önümüzde sadece 12 gün var...
Bu 12 günde hem halen oy kullanmamış HDP seçmenini sandığa taşıma göreviyle, hem de burjuva düzen partileri AKP ve CHP saflarında, Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasına güçlü bir biçimde esen, sürekli ivme kazanan HDP rüzgarının etkisiyle yaşanan “kopuşma” eğilimiyle yüz yüzeyiz. Önemli bir seçmen kitlesi, “bu kez oyumu HDP’ye mi versem” şeklinde oluşan “ikilem”le karşı karşıya... Henüz sandığa yönelmediler. Kararsızlar! “Dokunmamızı” bekliyorlar...
HDP seçim koordinasyonları ve platformlarından alınan bilgilere göre, hemen hemen tüm Avrupa kentlerinde HDP seçmeni konvoylar halinde sandık başına gidiyor. Her geçen gün, HDP seçmeninin sandığa yönelimi kitlesel boyut kazanıyor. Ancak veriler, Avrupa ülkelerinde 400 bin oy hedefine ulaşma bakımından mevcut performansın yetersiz olduğu, HDP seçmeninin oy kullanmadaki zayıflığını gösteriyor.
HDP aktivisti ve gönüllülerinin tam bir seferberlik ruhuyla son 12 günü, gün gün, saat saat örgütleyerek seçmeni sandığa taşıma görevini yerine getirmesi, seçim başarısı için yaşamsal önemdedir. Bazı seçim bölgelerinde seçmenin sandığa taşınması için “kriz masaları”nın oluşturulması anlamlı bir müdahaledir.
Özellikle belirtmek gerekir ki, HDP’nin seçim başarısı, aynı anlama gelmek üzere AKP faşizminin geriletilmesinde, başkanlık hayallerinin tuzla buz olmasında önümüzdeki 12 gün tayin edici önemdedir. Son 12 günde ortaya konulacak performansla, cüretkarlıkla, daha fazla hız kazanmayla başarılacaktır bu...
Bu çerçevede en önemli görev, oy vermeyi son birkaç güne bırakma eğilimine, ertelemeciliğe karşı örgütsel tedbirlerin alınmasıdır.
HDP kitlesini HDP bayraklarıyla donatılmış konvoylarla sandığa götürme, en etkili araçtır. Yanı sıra yüz yüze görüşmelerle, telefonlarla, E-Mail, sosyal medya, düğün, sosyal-kültürel etkinliklerden yararlanma, ev-kahve ziyaretleri, seçim bildirgesi, bildiri ve çağrılar vb. araçlarla HDP seçmenini oy kullanmaya teşvik etme, oy kullanmalarını sağlama görevi önümüzde duruyor.
HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın sık aralıklarla Avrupa’daki HDP oylarının stratejik önemi konusunda yaptığı açıklama ve çağrılar, mevcut performansı katlayarak daha fazla hız kazanmanın zorunluluğunu ortaya koyuyor.
Yüz binler “kopuşma sancısı”nda ve “ikilem”de...
Yazımızın girişinde de belirttiğimiz gibi gittikçe ivme kazanan HDP rüzgarı, AKP ve CHP seçmenindeki “ikilem”i artırıyor. “Acaba oyumu bu kez HDP’ye mi versem” soruları zihinlerin derinliklerinde uçuşuyor.
Geleneksel olarak CHP’ye oy veren özellikle Alevi halkımızın önemli bir bölüğü, CHP ile HDP arasında gelip gidiyor.
Azımsanmayacak sayıda seçmen tam bir “ikilem” içerisinde.
Bu yeni bir durumdur.
Bu olguyu, muazzam bir olanak olarak AKP ve CHP’den “kopuş sancısı” olarak ifade edebiliriz.
Tarihsel olarak seçmen, ilk kez bu kapsamda bir ikilemle yüz yüze.
Dolayısıyla kopuşu hızlandırma ve HDP’ye oy vermelerini sağlama görevi de 12 günün omuzlarına yüklenmiş durumda.
AKP ve CHP saflarında “kopuşma sancısı” yaşayan, “ikilem” içinde kalan seçmene “dokunabildiğimiz” ölçüde kopuşmayı hızlandırabilir, HDP’ye oy vermelerini sağlayabiliriz.
Önümüzdeki 12 gün, elverişli bir zemin, muazzam devrimci olanaklar barındırıyor. HDP rüzgarı, kaçınılmaz olarak AKP ve CHP’deki sıkışmışlığı artırıyor, inandırıcılıklarını yitirme trendini hızlandırıyor.
Ve önümüzdeki 12 gün, çok şeye gebe...
AKP faşizmi, devlet güçlerini, sivil faşistleri ve kontralarını harekete geçirerek HDP rüzgarının önüne geçmek için seçim bürolarına, parti binalarına yönelik saldırılarını artırıyor. Adana ve Mersin parti binalarına yönelik bombalı saldırılar, bu yönelimin üst boyuta çıkarılmış halidir.
Halklarımız bu saldırılara, oylarını HDP’ye vererek, HDP etrafında kenetlenerek yanıt veriyor...
Rüzgar bizden yana...
HDP rüzgarı devrimci olanakları çoğaltıyor...

Daha fazla hız, daha fazla cüret, daha fazla seferberlik...

22 Nisan 2015 Çarşamba

Soykırım Kurbanı 32 Ermeni Gazetecinin İsimleri...

Soykırım Kurbanı 32 Ermeni Gazetecinin İsimleri...
Necati ABAY
22 Nisan 2015
Sosyalist bir gazeteci olarak, 1915 Ermeni Soykırımıyla yüzleşmek amacıyla, 1998 yılı itibariyle 1915’te katledilen Ermeni gazetecileri araştırmaya başladım.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) gibi basın meslek kuruluşlarının öldürülen gazeteciler listesinde, 1915 yılında öldürülen Ermeni gazetecilerin isimleri bulunmuyordu.
Birkaç yıllık bir araştırmayla 32 Ermeni gazeteci ve yazarın isimlerine ulaşabildim. Aslında sayının daha fazla olduğunu düşünüyorum. ÇGD, araştırmamıza referans göstererek Soykırım’da öldürülen 7 Ermeni gazeteciyi, öldürülen gazeteciler listesine ekledi. TGC’ye de araştırmamın sonuçlarını “tepliğ” olarak sunmuştum. TGC, Ragıp Zarakolu’nun girişimleriyle, ancak birkaç Ermeni gazetecinin ismini listesine ekledi.
Soykırım kurbanı Ermeni gazeteciler, ya gözaltına alındıktan bir süre sonra cesetleri bulundu ya da kendilerinden bir daha haber alınamadı. Halen mezarlarının nerede olduğu da bilinmiyor.
Soykırımla yüzleşmenin görevlerinden birisi olarak, öldürülen Ermeni gazetecilerin izini sürme görevi halen araştırmacı gazetecilerin önünde duruyor.
Soykırım kurbanı Ermeni gazetecilerin isimlerini, Ermeni Soykırımının 100. Yılında Soykırımla yüzleşmek isteyenlerin bilgisine sunuyorum...

1-                 Kevork Ferid, Tasvir’i Efkar gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, akıbeti bilinmiyor.
2-                 Hovhannes Kazancıyan, gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, akıbeti bilinmiyor.
3-                 Krikor Torosyan, Dizağik mizah dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Akıbeti bilinmiyor
4-                 Sarkis Minasyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ayaş, 5 Mayıs 1915
5-                 Sarkis Suin (Süngücüyan), İravunk (Hak) gazetesi, 1 Haziran 1915’te tutuklandı. Akıbeti bilinmiyor.
6-                 Nerses Papazyan, (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
7-                 Harutyun Şahrigyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
8-                 Garabed Paşayan Khan, yazar, doktor, milletvekili, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
9-                 Levon Larents, Tsayn Hayrenyats (Vatanın Sesi) gazetesi, Murc (Çekiç) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
10-              Simpad Pürad, Pünig gazetesi, Kağapar (Fikir) dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
11-              Hampartsum Hampartsumyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
12-              Keğam Parseğyan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
13-              Şavarş Krisyan, Marmnamarz (Beden Eğitimi) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
14-              Siamanto (Adom Yarcanyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
15-              Armen Doryan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Ankara 1915
16-              Sarkis Parseğyan (Şamil), Aşkhadank (Emek) gazetesi, Ankara 1915
17-              Yervant Srmakeşhanlıyan (Yerukhan), gazeteci-yazar, Harput, 1915
18-              Tılgadintzi (Hovhannes Hanıtyunyan), gazeteci-yazar, Harput 1915
19-              Gagik Ozanyan, Merzifon Halguni dergisi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Sivas 1915
20-              Mardiros H. Kundakçıyan, Ceride-i Şarkiye gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Kayseri’de idam edildi.
21-              Vıramyan (Onnig Tertsagyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, Van, 1915
22-              Dikran Odyan (Aso), Yergir (Ülke) gazetesi, 1915
23-              K. Khajag (Karekin Çakalyan), yazar, Diyarbakır 1915
24-              Rupen Zartaryan, Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır 1915
25-              Karakin Gozikyan (Yesalem), Manzume gazetesi, NorGyank (Yeni Hayat) dergisi, Trabzon sürgünü, 1915
26-              E. Agnuni (Khaçadur Malumyan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Diyarbakır, 5 Mayıs 1915
27-              Krikor Zohrab, gazeteci-yazar, milletvekili, İstanbul 20 Mayıs 1915 sürgünü, Urfa, 15 Temmuz 1915
28-              Mihran Tabakyan, yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat, Ağustos 1915
29-              Hagop Terziyan (Hagter), gazeteci-yazar, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Yozgat 24 Ağustos 1915
30-              Diran Kelegyan, Sabah gazetesi yayın yönetmeni, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915
31-              Taniel Varujan, yazar-şair, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915

32-              Rupen Sevag, (Çilingiryan), Azadamard (Özgürlük Savaşımı) gazetesi, İstanbul 24 Nisan 1915 sürgünü, Çankırı, 26 Ağustos 1915

6 Kasım 2014 Perşembe

Kobanê Suriye’nin geleceğidir Hollande!

Kobanê Suriye’nin geleceğidir Hollande!
Necati Abay
6 Kasım 2014
Fransa Cumhurbaşkanı Hollande; sömürgeci faşist TC’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 31 Ekim’de Elysee Sarayında yaptığı görüşmenin ardından protesto gösterileri eşliğinde yapılan basın toplantısında, “Suriye Kobanê'den ibaret değildir” dedi.
Profesyonel sahtekar, dolandırıcı ve demagog Erdoğan’ın, "Türkiye hiçbir zaman IŞİD gibi bir terör örgütüne destek vermemiştir." vb. sözleri üzerinde durmaya değmez. Türk devletinin Suriye ve Rojava devrimi konusundaki politikası paçavraya dönüştü ve şimdiden tarihin çöplüğüne atıldı. Erdoğan IŞİD çetesinin partneri olarak dünya kamuoyu nezdinde artık alay konusudur.
Ama Hollande’nin “Suriye Kobanê'den ibaret değildir” sözü üzerinde durmaya değer.
Hollande’nin sözü elbette bir “zırva”dır ama “zırva” olarak saptayıp geçemeyiz.
Hollande’nin “Suriye Kobanê'den ibaret değildir” şeklindeki ideolojik argümanı,  emperyalist burjuvazinin eğilimini yansıtıyor ve inceltilmiş ideolojik zehrini kusuyor. Hollande hem Kobanê direnişini hem de Suriye için model mahiyetindeki halkların kardeşlik köprüsü gerçekliğini önemsiz göstermeye çalışıyor ve küçümsüyor.
IŞİD çetelerini besleyip büyüten ve Rojava’ya çullandıran, nefeslerini tutup Kobanê’nin düşmesini bekleyen emperyalist, gerici güçler, artık gelinen aşamada Kobanê direnişini görmezlikten gelemiyor ama devrimin sarsıcı etkisini azaltmak, ellerinden gelirse yok etmek için açıktan veya gizli yöntemlere sarılıyor.
Çok açık ki, iki aya yakın bir süredir faşist IŞİD/DAİŞ çetelerine karşı görkemli bir direniş sergileyen; Kürdüyle, Arabıyla, Ezidisiyle, Müslümanıyla, Hıristiyanıyla PYG, YPJ ve MLKP savaşçılarıyla PYD önderliğinde kenetlenen Kobanê halklarının çelikten iradesi, Rojava’nın ve Suriye’nin sınırlarını çoktan aştı. Ve insanlığın vicdanını ayağa kaldırdı.
“1 Kasım Kobanê ile Dayanışma Günü”nde dünyanın pek çok kentinde düzenlenen gösteriler, bunun en son çarpıcı örneğidir.
Hollande’nin “Suriye Kobanê'den ibaret değildir” sözünün aksine Rojava demokratik halk devrimi ve Kobanê direnişi, Suriye’nin geleceğinin, demokrasi ve özgürlük ideallerinin, halkların kardeşlik köprüsünün ta kendisidir. Rojava’daki kardeşlik modeli, demokrasi modeli, Suriye için emsal oluşturuyor.
Bu direnişi, Suriye’nin de ötesinde Kürdistan coğrafyasının, Kürt devriminin geleceğini pozitif yönde etkiliyor.
Dahası bu devrim, Ortadoğu için eşit ve bir arada yaşama modeli olarak bir referanstır. Bugün Rojava’da Ortadoğu’nun kaderini değiştirecek yaşam sisteminin temelleri atılmış durumdadır.
Hollande, bu referansın kökünü kibrit suyu dökmek istiyor.
Rojava’da yaşayan halklar, tüm olumsuzluklara rağmen kendi yaşamlarını ve geleceklerini kendileri belirliyor, kendi kültürlerini ve değerlerini korumak için savaşıyor.
Bundandır ki, Rojava halklarının görkemli, haklı ve meşru direnişiyle yaşam bulan devrim, ezilen dünya halklarına, işçi sınıfı ve emekçilerine, ilerici, devrimci ve sosyalist güçlere ilham kaynağı, umut ışığı oldu.
Elbette emperyalist burjuvazinin temsilcileri, “Suriye Kobanê'den ibaret değildir” gibi söylemlerle devrimin Suriye ve Ortadoğu üzerindeki etki gücünden rahatsızlıklarını dışa vuruyor. Onlar için Rojava bir kabustur. Bu şaşırtıcı değildir, bizzat emperyalist burjuvazinin sınıfsal çıkarlarına denk düşen bir tutumdur.
Bizi asıl şaşırtan, hayretler içerisinde bırakan olgu, kendini sosyalist gören bazı çevrelerin tıpkı Hollande gibi Kobanê direnişini ve Rojava devrimini küçümseyen yaklaşımlarıdır.
Siyasi arenadaki her politik güç bakımından Rojava devrimi ve Kobanê direnişi, turnusol işlevi görmeye devam ediyor. Çeşitli tutum ve davranışlar, pratikler, Kobanê turnusolunda negatif ve pozitif açılardan deşifre oluyor.
Emperyalist güçler bunun farkında. Direnişin gücüyle emperyalistler, IŞİD’İ bombalamak zorunda kalıyor.

ABD öncülüğündeki emperyalistlerin, hem kendi kamuoylarının baskısıyla hem de Dünya halklarının vicdanının ayağa kalkmasıyla yüzlerini Kobanê’ye çevirmek zorunda kalışları, direnişin etki gücünün yansıması olduğu gibi ilk fırsatta devrimi boğma amaçlarıyla da ilintilidir...